Hazır Mesajlar
    Hikayeler
    İlişkiler
    Şarkı Sözleri
    Şiirler
    Yazı ve Denemeler
 
Untitled Document
 
    Albert Einstein'dan bir hikaye...
    ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER
    Kartallar ve İnsanlar
    Erkek karısını aldatıyormuş...
    AKŞAM VAKTİ
    Çalışmak Lazım!!!
    :: Yapsammı.Yapmasammı ::...
    .: ÖLÜMSÜZ AŞK :.
    BI RG U N
    Bir Şiir Ve Aşk Hikayesi
 
Untitled Document
180 X 240
Hosting Hizmetleri
Powered by MyPagerank.NetLink Değişimi
eXTReMe Tracker
Güzel sözler
Güzel Siteler
Günlük Gazeteler
  Untitled Document
    HOŞGELDİN YAŞAM!

Sabahın göz değmemiş tüm güzellikleri seriliyor gözlerimin önüne. Böylesine net, böylesine duru ve böylesine temiz olabilir miydi hayat? Değil dokunmaya, bakmaya bile kıyılamayan yaşam tüm bunların hiç farkına varılmadan yaşanabilir miydi bunca zaman?


Sabahı sabah yapan, hayatı böylesi farklı kılan ve bir o kadar hayatın içinde olma isteği yaratan bu coşku, bu araştırma isteği, yapabilme cesareti ve tüm hissedilenleri aktarma hevesi zihnin hangi köşelerinde saklanmıştı bugüne kadar?


Avuçlarımızın arasında sımsıkı tuttuğumuz, uçup gitmesin diye kilitli kutularda, kendimizden uzak köşelerde sakladığımız yaşam meğer ne kadar da farklı yaşanabiliyormuş. Hayatı korumak adına, uçup gitmesini önlemek adına sözde yaşananlar, el ucuyla dokunulup göz ucuyla görülenler, hayatı tekdüze yaşamanın dışına taşıyabilmiş miydi bizleri?


Hiç fark etmiş miydik uzun kuyruklu alaca karganın kanatlarındaki o eşsiz beyaz desenleri, hiç dinlemiş miydik baharın müjdecisi kuşların sabahın alaca karanlığındaki ezgilerini? Hadi bunları gözden kaçırdık diyelim, kaç kez içinde bulunduğumuz an’ı yaşamıştık taa iliklerimize kadar?


Yaşam nehrinin akışına doğrudan müdahale etmek zor. Bizim yaklaşımlarımız hep zihnimizde yarattığımız dünya modelimize göre oluyor. O modele göre düşünüyor, o modele göre davranıyor ve o modele göre hissediyoruz. Ama o model yaşamın kendisi değil. Kendi gerçekliğimizin nehrin sularındaki bir yansıması, görmek istediğimiz gibi bir görüntüsü sadece. Ne garip! Kendi şartlanmalarımızın, düşünce kalıplarımızın oluşturdukları mıydı yoksa yaşamı kutulara kilitletip tekdüze yaşatan bize? Bu yüzden mi fark edememiştik yaşamın zenginliklerini? Evet ama nasıl değişebilirdi zihinlerdeki birçok kalıp? Bizi biz yapan bunlar değil miydi? Tüm bunları hissetmek insanı kendisine yabancılaştırıp nasıl da bir o kadar yaklaştırabiliyordu? Ve tüm bunları düşünmek; bilmek, anlamak, yaşamak hissini nasıl da doruklara çıkartabiliyordu bir anda. İnsanın kendine yabancı olmadığını hissetmesi için yaşam nehrinin içinde olmak, onunla bir akmak gerekirmiş meğer.


Tüm kaygılardan, korkulardan uzak sadece ve sadece akmak... Karışmak nehrin sularına, o suda bir damla, o damlada bir sevinç, o sevinçte bir umut olmakmış yaşam. Nehrin kendisi kadar duru, canlı ve dinamik olmakmış meğer.

 
20.03.2008 - 09:22:49 - 904 günlük
Ekleyen Editör : leptine
Bu Yazı 478 Defa Okunumuştur      -    Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmamıştır     -    Kategorisi : Yazı ve Denemeler     -    Yazdır
Untitled Document


Bu Yazıya Hiç Yorum Yapılmamıştır Yada Onaylı Yorumu Yoktur Yorum Yapmak İçin Tıklayınız
 
  Editörler
  Editörlere Mesaj Gönder
  Editörlük Başvurusu
  Yardım / İletişim (?!)
  Reklam Verin
  Editör Girişi
 
Untitled Document
 
  fergana
  derbeder
  faik çetin
  BAŞAK
  kutalmis
  rose
  h_zgn
  cokolata
  Editör
  onur
  ızdırap
  deniz
  r3C.
  Urkuhan
  volkanksk
  CaTBoY
  historyalp
  sanamecburum
  yelis
  zaruri yalnızlık