Canımın sıkkın olduğu anlardan birinde…
Kaçmak istiyorum, kaçıp gitmek buralardan… Hayatımda canımı en çok sıkan şey ne biliyor musun? Son gün yaşadıklarımız. Okula gittiğimiz son günü hatırlıyor musun? Ne can sıkıcı bir gündü öyle. Büyük umutlarla gelmiştim oysa o gün oraya. Artık son diyordum, artık bitiyor. Geç de olsa farkına varıyordum bazı şeylerin. Anlıyordum bir şeylerin elimin altından kayıp gittiğini.
Günün erken saatlerinde uyanmıştım o cuma. Çarşıdaki işlerimi erkenden halledip koşup geldim okula. Ama yine de geç kalmıştım. Her neyse, sonra sıraya girdim. Ve sen oradaydın. Bütün güzellik ve ihtişamınla karşımda duruyordun. Bir an içimden koşup yanına gelmek geçti ama nedendir bilmiyorum bir şeyler tuttu beni, engel oldular yanına gelip boynuna sarılmama. İçim erir gibi oldu bir an. Damarlarımdaki kanın daha hızlı aktığını hissettim tüm benliğimle. Sanki dışarıdan adrenalin enjekte edilmişti damarlarıma. Seni hiç böylesine özlememiştim belli ki. Sonraları tekrar tekrar yanına gelmek içimden geçmedi değil aslında. Ve beni engelleyen şeyin varlığını hissettim sonunda. Sende bana karşı bir kırgınlık, bir kızgınlık ve belki de bir aldırmazlık vardı. O eski sen gitmiş de yerine sanki bambaşka ve çok farklı bir insan gelmişti. Tehlikenin farkındaydım. Bir oraya, bir buraya gidiyordum. Arada sırada önünden geçiyordum beni göresin diye. Ama bir türlü olmuyordu, bir türlü yanıma gelmek istemiyordun. Karnemi aldığımda uzun bir süre sonra tekrar teşekkür belgesi aldığımı gördüm. Ama inan bana bir nebze olsun mutluluk yoktu o an içimde. Buruşturdum, yırtıp atmak istedim o karneyi. Neyse sonra veda için yukarı öğretmenler odasına gideyim dedim. Aslında senin oraya gittiğini görüp ardın sıra gelmiştim. İçimden öylesine çok istiyordum ki seninle karşılaşmayı. Ve kararlar alıyordum kendi kendime seninle karşılaşınca ne yaparım diye. Aynanın karşısına geçiyor ve karşımda sen varmışçasına konuşuyordum ilk kez. Her şeyi göze almıştım o an. Belki de inanmayacaksın ama senden hakaret yemeyi bile göze almıştım. Biliyorum şimdi yine ‘saçmalama!’ sinirlenmelerindesin. Ve haklısın da. Ağır ağır çıkıyordum merdivenlerden, aynen bana talimat edildiği gibi. Ve sonunda son basmağını da geride bırakmıştım merdivenlerin. Demir çerçeveli cam kapı karşımdaydı. Önümde vıdı vıdı bir şeyler konuşan onlarca genç insan ve ben bir robot gibi, insanların yüzlerini tarıyorum, senden bir iz bulabilir miyim diye. Burnum sürekli ‘çok uzak’ bir kokunun peşinde… İçeri giriyorum. Hemen sol tarafımda üniversiteyi kazanıp okullarının gururu olan öğrencilere gözüm ilişiyor, orada bile seni arıyorum. Sanki kazanıp gitmişsin buralardan… Çok geçmiyor ki seni karşımda görüyorum. İşte tekrar başlıyor o heyecanla karışık mutluluk. Ve suçumun fakına varıyorum bir kez daha. Görüyorum ki yalnız değilsin. Gözümü kaçırmak zorundaydım seninle konuşandan. Ve işte belki de o yüzden, sabahtan beri seni de görmüyormuşum havası sezdiriyordum sana. Bütün bunları bir kenara bırakıp geldim yanına. Evet, ben çalıştığım yerden çıkar diye beklerken, sen vasat bir not vererek ayrıldın yanımdan. Çünkü konuştuğun canciğer dostun uzaklaşıyordu yine benden, yine görmüyordu beni, ondan bir hafta önce dershanesinin önünde olduğu gibi. Zaten ben de onu sırf bu yüzden görmek istememiştim, arada sen de kaybolup gittin. Bilmiyorum ama içimden bir his, onun sana bu olayı tam aksine anlattığını söylüyor. Neyse, sarıldım boynuna, geri çekildin sonra her nedense. İşte o an her şeyin inceldiği yere geldiğimizi hissettim. Ya kopacaktı, ya da böyle kalacaktı. Yanımda, ne yapacağımı söyleyecek bir tane daha sen olmamasının ezikliğini hissediyordum benliğimde. Uzaklaşıp gittin oraya, canciğer dostunun yanına. Sadece birkaç kelime konuşmuştuk oysa. Ama sen, hadi gel biz buradayız bile demeden gittin onun yanına. Onunla da aynı sınıftaydık. Ama o farklıydı bizden, senin de dediğin gibi. Ona hakaret içeren sözcükler savurmama engel oluyor bir şeyler, farklı bir şeyler var bende ona karşı. Her ne kadar sinir olsam da o yokken yanımda; onu görünce gözbebeklerim büyüyor her seferinde. Neyse, sonra başım öne eğik bir vaziyette çıkıyorum dışarı. Karnem hala elimde, yırtıp atmak istiyorken bir yerlere, sabah güneşinin yakıcı etkisini hissediyorum daha yazın başında kararmış tenimde. Sonra bir an bütün hislerimi kaybettiğimi hissediyorum, hissetme dışında. Aşk, sevgi, arkadaşlık, hoşgörü, anlayış, belki insanlık ve biraz da aklımı kaybettiğimi hissediyorum bir an.
Okul avlusundan çıkıyorken son bir kez seni görebilme ihtimalini düşünüyorum ve arkamı dönüp bakıyorum geriye. Evet, işte yine oradasın, yine karşımda. Ama biraz da olsa uzağımda. Dayanamadım, yine koştum geldim yanına. Tabi yanındaki de hala yanında. Fark ediyorum ki bana karşı bir miktar suçlu hissediyor kendini. Gözleri heyecandan büyümüş olduğundan, ona bakmasam da gözlerinin üzerimde olduğunu hissedebiliyorum. Ve kafamı eğip, bakmamak için kendimi zor tutuyorum. Ama yine de kötü bitmesin diye el uzatıp vedalaşıyorum onunla da seninle vedalaşırken. Elini (senin) son kez sıkıyorum ve ‘al işte, bitiyor’ dercesine savuruyorum elimi yukarı doğru. İçimde hayatımın en büyük üzüntüsünü taşıyorken, bitti işte gülüm diyorum ve bitiriyorum…(yazıyı)
21.35-Evde–21.06.2008Cumartesi mmm007 |